SON YAZILAR

Gelecek Diziler

İlk Bakışta

Dizi İncelemeleri

7.01.2019

İlk Bakışta: Stranger Things



İzlediğim günden beri Stranger Things ile ilgili detaylı bir yazı yazmaya niyetlenip, bir türlü yazamadım. Erteledik durduk derken, dayandı 3. sezon kapıya. 3. sezonun başlamasına günler kala detaylı bir Stranger Things dosyasına başlayalım diyorum artık. Ne dersiniz?

İzleyeceğimiz yol şu şekilde olacak. İlk iş diziyi hiç izlemeyenler için, dizinin spoilersız bir tanıtımını yazacağım. Ardından iki ayrı yazıyla 1. ve 2. sezonların incelemeler yerini alacak blog içerisinde. En son 3. sezon öncesi son haberleri de verdikten sonra, uzun bir aradan sonra kavuşacağımız yeni sezon için hazırlıklarımızı tamamlamış olacağız.




80'ler Amerika'sında küçük bir Amerikan kasabasındayız. Mike, Dustin, Lucas ve Will son derece hayalperest minik bir arkadaş grubudur. Zindan ve Ejderhaları oynadıkları bir oyun akşamlarının çıkışında Will gizemli bir şekilde kaybolur. O sıralarda ortaya çıkan sıradışı kız Eleven ile beraber; Mike, Lucas, DustinWill'i bulmaya çalışır. Bir yandan çocuklar Will'i bulmanın yolunu ararken, diğer yandan şerif, abisi ve annesi de Will'i bulmak için çabalarlar. Artık hem Will'i bulmaya çalışmaktadırlar, hem de kasabada ortaya çıkan garip şeylerle baş etmek zorundadırlar.




Duffer Kardeşler'in elinden çıkan dizinin en ağır topu tabii ki Winona Ryder. Tam da adının hakkını veriyor ve şahane bir performans çıkarıyor. Keza dizinin oyuncu kadrosunun çoğunluğunu genç yetenekler oluşturduğu düşünülürse, oyunculuk seviyesi olarak epey yüksek bir dizi izliyoruz.

Diziyle ilgili en başarılı yönlerden biri de yaratılan muazzam 80'ler atmosferi. O kadar gerçek ki yaratılan atmosfer, dizinin günümüzde çekildiğini bilmesek bize 80'ler diye izletebilirler. Sinematografisi, kıyafetleri, müzikleri o kadar 80'ler ki insan hayran kalıyor. 




Dizinin halihazırda yayınlanmış 2 sezonu bulunuyor. 3. sezonu 4 Temmuz'da bizlerle olacak.

6.20.2019

Big Little Lies 2. Sezon 2. Bölüm İnceleme




( 2. Sezon 1. Bölüm İncelemesi )

Henüz sezonun 2. bölümündeyiz ve iyi ki Big Little Lies'ı mini dizi olarak bırakmamışlar diyoruz. Muhteşem bir ilk sezonun ardından, ikinci sezonunun da şiir gibi devam ettiği bir Big Little Lies var karşımızda. Dizi ilk bölümünden beri yapmayı en iyi yaptığı şeyi yapıyor ve izlediğimiz karakterlerin psikolojilerini bize yanıbaşımızdaymış gibi hissettiriyor. Meryl Streep'in de saykodelik bir rolle katılmasıyla resmen bir basamak daha atladı dizi.

Perry'nin ölümünü atlatamayan Celeste, kocası yüzünden her şeyini kaybeden Renata, tüm foyaları ortaya dökülen ve evliliği alt üst olan Madeline, oğluna bir tecavüz sonucu dünyaya geldiğini anlatmak zorunda kalan Jane, zaten birini öldürmenin yükü altında ezilirken aniden çıkıp gelen annesiyle sorunlu ilişkisiyle biraz daha yükü artan Bonnie, oğlu Perry'nin bir tecavüzcü ve zorba olduğunu kabullenmek istemeyen acılı anne Mary Louise... İlk bölüm ne kadar hasar tespit modunda geçtiyse, ikinci bölüm o kadar fırtınalıydı.



Perry'nin ölümüyle başa çıkamayan Celeste, yasıyla beraber Perry ile ilgili tüm güzel anılarına tutunuyor. Yaşadığı tüm kötü olayları, dayakları, acı hatıraları yok sayıp Perry'i gözünde büyüttükçe büyütüyor. Ta ki psikologu ona Perry ile ilgili tüm o yok saydığı kötü şeyleri hatırlatana kadar. Perry'nin diğer yüzünü yeniden hatırlıyor Celeste. Yasının bir de bu kısmıyla yüzleşmesi biraz sert bir şekilde oluyor. Tüm bunların üstüne bir de Mary Louise'in çocuklardan öğrendiği Ziggy gerçeği, Celeste için işleri biraz daha zor hale getiriyor. Çünkü sevgili Perry'sinin bir tecavüzcü ve zorba olduğunu Mary Louise'e neredeyse kabul ettirmesi imkansız. Bir yandan da Max ve Josh'a, Ziggy gerçeğini en yumuşak haliyle kabul ettirmesi gerekiyor. Onları birbirlerine kardeş hale getirmesi gerekiyor. Nicole Kidman'ın, Celeste karakteriyle gittikçe devleştiğine tanık oluyoruz Big Little Lies sayesinde. Özellikle psikolog sahnelerinde o kadar iyi bir performans izliyoruz ki, sırf bunun için bile bu diziyi izlemeye değer.



Tüm yaşananlardan en az zararla ve en vurdumduymaz ruh haliyle çıkan Renata için işler biraz çirkinleşiyor. Kocasının kirli çamaşırlarının ortaya dökülmesiyle her şeyini kaybetme ile karşı karşıya Renata. Tabii kocasının kirli çamaşırlarının FBI'a ulaşmasında Monterey Beşlisi'nin peşinde olan Dedektif'in parmağı var. 

Madeline için işler epey karıştı. Önce boşboğazlılığı ve kızının ispiyonculuğu yüzünden Ziggy ve ikizlerin kardeş olduklarını öğrendiklerini, öğreniyoruz. Böyle bir sırrın kendisinden saklandığını öğrenen Ed, kendini dışlanmış hissedip arıza çıkarıyor. Madeline, daha bu depremin etkilerini daha atlatamamışken bu kez annesinin kızı Abigail'in boşboğazlılığı ile Madeline'in küçük kaçamağını öğrenen Ed bu kez affedici olmadı. Karısının kendisini aldattığını öğrenen Ed, Madeline'i terk etti.

Madeline ve kızı Chloe'nin boşboğazlılığı ile ortaya dökülen Ziggy'nin, Perry'nin oğlu olduğu gerçeğinin ortaya çıkışı Jane'in o geceden sonra yeniden kazandığı huzurunu kaçırdı. Çünkü oğluna dürüst olmak isteyen Jane, onun bir tecavüz sonucu dünyaya geldiğini söylemenin ağırlığını yaşadı. Ziggy, Max ve Josh'un bir araya gelişi Jane için ayrıca ağırdı. Yıllar sonra bi'nevi oğlunun hak ettiği yeri aldığını görmesi biraz içine su serpmiş mi, hep birlikte göreceğiz.



O gece Perry'nin ölümüne sebep olmak, Monterey Beşlisi içerisinde en naif olanı Bonnie'nin başına geldi. Bu kötü olay Bonnie'nin atlatabileceği cinsten bir olay olmadığı için, Bonnie kendini bir türlü toparlayamadı. Üstelik bu gerçeği kocasından ve kızından saklamanın yükü de gün geçtikçe O'nun için ağırlaşıyor. Böyle bir gerçeği sakladıkça, onlardan gitgide uzaklaşıyor üstelik. Karısının bu sebepsiz uzaklaşmasının farkında olan Nathan, Ed'den yardım isteme saçmalığının ardından başka bir saçmalığa daha imza attı. Bonnie'nin annesini yardım için çağıran Nathan, farkında olmadan Bonnie için işleri daha da karmaşık hale getirdi. Anladığımız kadarıyla Bonnie ve annesinin pek de iç açıcı olmayan kangren gibi bir ilişkileri var. 

Gelelim Mary Louise'e. İlk bölümden O'nun Monterey Beşlisi için ne kadar tehlikeli olabileceğini az çok tahmin etmiştik. İkinci bölümde bu durum tamamen ayyuka çıktı. Senaristlerin resmen Türk erkek çocuk annelerinden esinlenerek yarattıklarını düşünüyorum Mary Louise karakterini. Asla ve asla oğluşunu toz kondurmayan, O'nun dışında tüm dünyayı suçlayan bir anne Mary Louise. Özellikle en son öğrendiği tecavüz ve zorbalık gerçeklerini anında inkar eden Mary Louise, polislere gitmekle tehdit etti Celeste'yi.

Perry'nin ölümünün ardındaki gerçeğin peşinde olan Mary Louise, Monterey Beşlisi'nin başına ne işler açacak? Hep birlikte göreceğiz!


6.11.2019

Big Little Lies 2. Sezon 1. Bölüm İnceleme



Big Little Lies'ın 2. sezonu başladı! 

Yola mini dizi olarak çıkan ve ismini aldığı kitabın hikayesini doğal olarak ilk sezonda tüketen Big Little Lies'ın 2. sezonunu nasıl ilerleyeceği, dizinin nasıl devam edeceği en merak edilen konulardan biriydi. Perry'nin ölümüyle sona eren hikaye, nereden ve nasıl devam edecekti? Sonunda yeni sezonun ilk bölümü yayınlandı ve dizinin yeni yolunu yavaş yavaş öğrenmeye başladık. 

Ve yeniden bir okulun ilk günündeyiz. Bu okulun ilk gününde gözbebeğimiz çocuklar değil. Anneler! Yaşanılan büyük acıların, insanları daha yakınlaştırdığı söylenir. Okulun ilk günü bize bunun kanıtı oluyor. Bir yıl önce okulun ilk gününde düşman saflarında olan kadınlar, yaşadıkları o geceden sonra birbirlerine daha şefkatliler. Ve belki de artık aynı saftalar. Karşımızda Monterey beşlisi ve Monterey'de yepyeni bir anne mevsimi bizi bekliyor!



Bir yıl önce Bonnie'yi bir kaşık suda boğmak isteyen Madeline, O'nun hakkında epey endişeli. Celeste, Perry'nin ölümü için kendini suçluyor. Perry'i zamanında terk etmiş olsaydı, hala yaşıyor olabileceği konusunda kendini yiyip bitiriyor. Bonnie, hala o geceyi yaşamaya devam ediyor. İçlerinde en hayat dolu, en kendiyle barışık olan Bonnie kapkaranlık bir çemberle yaşıyor. Renata ve Jane, diğerlerine göre olayın etkilerini daha da bir atlatmış görünüyorlar. Tek endişeleri var. O da hala polisin gözlerinin üstünde olması.

Aslında baktığımız zaman Celeste ve Bonnie dışında kalan üçlünün cinayet sonrası hayatlarına son sürat devam ettiğini görüyoruz. Renata, kariyerinde yükselmeye devam ediyor. Tüm hayatını kocalarının parasıyla yaşayan Madeline artık Monterey'in en hırslı emlakçılarından. Jane ise akvaryumda işe başlamış ve ara ara Perry'nin gölgesi hayatına yansısa da daha huzurlu bir insan olarak çıkıyor karşımıza. 

Monterey'de değişen tek şey kadınlar değil. Bonnie'ye bir türlü ulaşamayan Nathan, Ed'den yardım istiyor. Ancak henüz kadınların ulaştığı olgunluğa erişemeyen beyler, düşman kardeşler olmaya devam ediyorlar.



Dizinin 2. sezonunu bu kadar heyecanla beklememizin bir diğer sebebi olan Meryl Streep, kederli anne  Mary Louise olarak karşımıza çıkıyor. Görünürde içine kapanık, sakin bir kadın gibi görünse de Monterey'de bulunmasının sebebinin sadece Celeste ve çocuklara destek olmak olmadığını kısa sürede anlıyoruz. Perry'nin ölümünün gerçeklerinin peşinde sinsi sinsi ilerliyor. Mary Louise'in bu pasif-agresif tavrı ve Perry'nin nasıl öldüğüne dair soruları bu sezona damgasını vuracak gibi duruyor.

Sezonun ilk bölümünün ardından, iyi ki Big Little Lies yoluna devam etmiş dedim. Çünkü böyle bir travmayı yaşayan insanların duygularını o kadar dozunda ve yeterli anlatmayı başarmışlar ki, saygıyla eğildim önlerinde. Karşımızda resmen, "the end" yazıp kısmen mutlu biten bir hikayenin sonrası var. Enfes bir atmosferle, enfes müziklerle yine bize şahane bir sezon izletmeye niyetliler.

1.25.2019

You 1. Sezon 2. Bölüm İncelemesi



İlk bakışta You'yu yazdıktan sonra; diziden bir türlü kopamama durumum nedeniyle, diziden blogta uzun uzun bahsetmeyi istemiş olsam da bir türlü yeterli vakti ayıramamıştım. You'nun üzerimde yarattığı Stockholm Sendromu ile her hafta diziyi heyecanla bekledim durdum. Her bölümde Beck'in uyuzluğuna, Joe'nun sinsirellalığına söylenip diziyi izlerken zaman akıp gitmiş haberim yok. Diziye daha başlamadan 2 sezon onayı verip büyük umutlar bağlayan ancak ilk sezon sonunda umduğunu bulamayan Lifetime You'dan acilen kurtulma planı yapıp diziyi Netflix'e sattı. İlk sezonu yayınlanırken diziden bihaber olan herkes, geçtiğimiz haftalarda dizi Netflix'te ilk sezonuyla arz-ı endam etmeye başlayınca dizi hakkında konuşmaya başladı. Eh ben de bu durumu fırsata çevireyim, dizinin her bölümüne hak ettiği değeri vereyim diye bölüm bölüm incelemeye karar verdim. Bu upuzun girizgahın ardından geçiyorum dizinin ikinci bölümüne.



Her şey Beck'in kitapçının kapısından tüm uyuzluğuyla girmesiyle başlamıştı. Ben Beck'e bakıp devasa bir uyuzluk görürken Joe ilk görüşte aşık olmuştu. Aşık olduğu kadının ne menem bir şey olduğunu anlamak için internette mini bir araştırmayla, Beck'in stalkerı olup çıkmıştı. Bu yakın takibin sebebi ilk başlarda uygun anı kollayıp, en uygun bulduğu anda Beck'in karşısına çıkmakken işler pek de istediği gibi gitmedi. Dışarıdan janjanlı bir paketi olan ama içeriden en berbat haliyle fokur fokur kaynayan Beck'in hayatı tüm gidişatı Joe'nun kontrolünden çıkardı. Sevimli görünmek için türlü çabalar sarf ettiği arkadaşlarının ve ilişki konusunda büyük umutlar bağladığı Benji'nin onu yapayalnız bıraktığı bir buhran anında Beck kendini metronun raylarında buluverdi ansızın. Tam da Joe, Beck'ten umudunu kesmişken O'nu tren raylarından kurtarıp süper kahramanı oluverdi. Her zaman bir adım önde olmayı seven Joe, bu durumu avantajına çevirmeyi de ihmal etmedi. Joe bir yandan metro raylarına düşen Beck'i kurtarırken, diğer yandan O'nun telefonunu ele geçirerek Beck'in her anına daha çok hakim olma şansını elde etti. Süper kahramanlığının tek kötü yanı Beck'in sevgilisi Benji ile tanışmak oldu.



Benji'yle tanışmak, Joe'nun "sen daha iyilerine layıksın bebeğim" diyen iç sesini tetikledi ve koruma içgüdüsüyle tamamen kontrolden çıktı. Sinsice bir planla Benji'yi kaçırıp, kitapçının altındaki mahzene kilitledi. İlk başlarda neden kaçırıldığını anlayamayan Benji, sonrasında Joe'yu Beck'in yanında gördüğünü hatırladı ve bam! Bir anda Joe'nun kim olduğuyla ilgili tüm şimşekler zihninde çakıverdi Benji'nin. Bu edindiği yeni bilgiyle hapsedildiği yerden kurtulmak için yapması gerekenin Beck'in kendi için çok önemsiz olduğunu ispatlamak olduğuna kanaat getiren Benji, Beck hakkında kontrolsüzce atıp tutmaya başladı. Ancak bu yaptığı O'nu kurtarmak yerine, durumunu daha da kötü hale getirdi. Çünkü Joe'nun gözünde Beck tam bir peri, günahsız, hep kandırılan bir melekti. Joe bir yandan Benji ile ne yapacağına karar vermek için uğraşırken, diğer yandan da Beck ile ilişkisini ilerletmeye hayatına sızmaya çalışmaya başladı. 



Tüm bu olanlardan tamamen habersiz olan Beck, aniden ortadan kaybolan Benji'ye hem kızıyor hem de onu deli gibi merak ediyordu. Hayatında Benji'den daha önemli sorunları olduğunu anlaması çok uzun sürmedi. Hayatında birçok şey kontrolden çıkmıştı. Ancak her şeyi daha kötü hale getirebilecek en önemli şey kariyerinin tepetaklak olmak üzere olmasıydı.  Beck'in acı gerçekle yüzleşmesi ise kötü bir metin sonrası O'na asılma işini bir üst seviyeye taşıyan danışmanı profesör sayesinde oldu. O'ndan istediği seksi almaya çalışan profesör O'nu işiyle tehdit edene kadar hala hayatındaki en önemli olayın elinden kayıp gittiğini fark edememişti Beck. İşinden olmak istemeyen Beck, adamın asılmalarını görmezden gelip O'nunla yemeğe çıktı. Ancak adamın belki de düşündüğünden daha cesur davranması Beck'i sinirlendirdi. Profesöre haddini bildirse de, işinden olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı Beck. O gece bunun can sıkıntısıyla aramak için ilk Joe aklına geldi nedense. Birlikte güzel bir gece geçiren Beck ve Joe'nun ilişkisi bir adım daha atmış oldu. Hatta, Beck arkadaşının partisine davet etti Joe'yu.

Parti gecesinin ardından, Joe artık Benji'nin Beck hakkında konuşmalarına, pislikliğine ve bomboşluğuna dayanamayıp onu öldürdü. Joe'nun karanlık yüzünün acımasız bir stalker olmaktan daha fazla olduğunu anlamış olduk böylece.

You ile ilgili diğer yazılarımızı da okudunuz mu?
 You'nun 2. Sezonu Netflix'te!
İlk Bakışta: You 

12.24.2018

İlk Bakışta: The Protector



As bayrakları as as as! Netflix'in ilk Türk orijinali The Protector yani Hakan: Muhafız sonunda başladı! Dizi başlayalı neredeyse iki hafta oldu. Netflix'e düşer düşmez tüm sezon izlendi. Ancak bir türlü buralara vakit ayıramadığımdan The Protector'a ilk bakışımız biraz gecikti.Önce dizinin ilk bölümünün konusundan bahsedip, sonra diziyle ilgili görüşlerime ilk bölüm sonucuyla yer vereceğim. Diziyi çekiştirme kısmını da sezon incelemesine bırakacağım.

Hakan sıradan, sorumsuz, manevi babasının haylaz oğlu olan bir gençtir. Kapalıçarşı'daki dükkanında manevi babasına yardım eden Hakan, bir gün kendi antikacı dükkanını açmanın ve ülkenin en zengin, en güçlü adamı olan Faysal Erdem gibi olmak istemektedir. Faysal Erdem'in oteline bir turist için halı teslimatı yapmaya gittiği gün hayatının değişeceği gündür. Halıyı teslim ettikten sonra asansörden inerken, başına avize düşmek üzere olan bir çocuğu kurtarmasıyla Faysal Erdem'in dikkatini çeker Hakan. Bu süper kahraman gibi genci gözü tutan Faysal Erdem, şirketinde sağ kolu olan Leyla'ya Hakan'ı işe alması için emir verir. 



Yine aynı gün Kapalıçarşı'ya antika dükkanlarına gelen gizemli bir gömlek arayan kadın Hakan'ın hikayesinde dönüm noktası olacaktır. Dükkanın deposunda bulunan gömleği babası vermek istemeyince, gömlek sayesinde dükkanını açacak parayı bulmak isteyen Hakan gömleği çalar. Gömlek için pazarlık yapmaya gittiğinde ortalık epey karışır ve babası vurulur. Hastaneye gitmek istemeyen babası, Hakan'ın daha önce hiç gitmediği bir eczaneye ve hiç tanımadığı insanlara götürmesini ister. Gittikleri yerde önce babasını kaybeden Hakan, ardından kendinin İstanbul'un son muhafızı olduğunu öğrenir.



Gelelim ilk bölüm sonunda diziyi nasıl buldum? Kesin ve net olarak söyleyebileceğim şey, dizi epey kötü. Hatta görüntüsü, oyunculukları olarak bile normal kanallarda yayınlanan dizilerden bile kötü. Hikaye tutarsız, çok fazla mantıksal ve kurgusal hatalar var. Yıllardır yabancı dizilere aşina olan kişilerin iyice gözüne batıp, rahatsız edecek kadar kötü bir dizi. Tamam karşımızda bir Game of Thrones beklemiyoruz, ancak daha özenli ve senaryo olarak daha oturmuş bir iş olabilirdi karşımızda. Tüm bunlara rağmen ben bu diziyi izlemeye devam ettim ve edeceğim. Çünkü bu tarz bilim kurgu temalı yapımlar ülkemizde pek yapılmayan işler. The Protector, bu alanda ilkler arasında yerini aldı. Türk yapımı olarak bu tarz dizilerin artması; yapımcıların, senaristlerin, yönetmenlerin bu tarz yapımları bize sunmak için daha fazla cesur davranması için The Protector'ü izlemeye devam ederim.

12.10.2018

İlk Bakışta: Dogs of Berlin



Netflix, Aralık ayına bomba gibi girdi. Diğer kablolu kanallara inat, uzun zamandır olmadığı kadar çok yapımı Aralık ayına saklamış Netflix. Haftanın açılışını, Netflix'in 2. Alman orijinali Dogs of Berlin. 

Almanya- Türkiye milli maçı öncesindeyiz. Türk asıllı futbolcu Okan Erdem, futbol hayatına devam edeceği milli takım seçimini yaşadığı ülke Almanya'dan yana kullanmıştır. Bu durum her Türklerin, hem de Almanya'daki Neo-Nazilerin hiç hoşuna gitmiyor. Maçtan bir gece öncesinde, devriye gezen iki çaylak polis Erol Birkan'ın cesedini buluyor. Ancak yerde yatan cesedi incelemedikleri için maktülün kimliğini anlamazlar. Bu sırada eski Neo-Nazi olan polis Kurt Grimmer olay yerinden kucağında bebekle geçerken cesedi tanır ve bu büyük dava fırsatını kaçırmak istemez.



Dizi, Kurt Grimmer ile birlikte bir Türk asıllı polis Erol Birkan'ı da merkezine alıyor. Bir uyuşturucu çetesinin peşinde olan Erol Birkan'ın daha sonra, Kurt'ün ortağı olacağını tahmin etmek pek de zor olmasa gerek. Faili meçhul bir cinayet üzerinden, yıllardır tazeliğini hep koruyan Türk-Alman gerginliği ve politik göndermelere fazlaca yer veriyor dizi. Aynı zamanda Almanya'nın kendi iç sorunu olan göçmenler, Neo-Naziler hakkında epeyce söyleyeceği şey olan bir dizi Dogs of Berlin. 

İlk iki bölümünün ardından hakkında, dizi hakkında bir sürü söyleyeceğim şey var ancak spoiler vermemek adına susuyorum. Ancak size şunu net söyleyebilirim, hiçbir şey için değilse bile arkasına fon olarak aldığı o gri Berlin havası için bile izlenir bu dizi. Şimdi ben gidiyorum, dizinin tüm bölümlerini izleyip döneceğim. Siz de bu arada hemencecik başlayın diziye!

12.03.2018

İlk Bakışta: You Me Her



Uzun süren kaçaklığımın sonuna geldik ve ben yine dizilerimle, filmlerimle tam karşınızdayım. Biraz nefes alıp, buraları özledikten sonra her gün yeniden sizlerle dizi-film deryasına dalacağız. Bu uzun aranın ardından ilk dizimiz benim epeydir izlemeyi düşündüğüm, 3. sezonunun sonunda bir çırpıda tüm sezonlarını izlediğim You Me Her! Biraz enteresan bir konuya sahip olan You Me Her nasıl bir diziymiş, hadi hep birlikte bakalım.

Jack ve Emma Trakarsky 30'lu yaşlarının ortalarında, banliyöda yaşayan, 12 yıllık evli ve bir türlü çocuk sahibi olamayan bir çifttir. Her ne kadar birbirlerine aşık olsalar da; çocuk sahibi olmak için verdikleri çaba evliliklerinin monotonlaşmasına, seks hayatlarının neredeyse bitmesine sebep olmuştur. Çocuk çok isteyen ama neredeyse birbirleriyle hiç sevişmeyen çiftin evlilikleri gittikçe daha sıkıcı bir hal almaya başlar. Bu noktada Jack'in abisi, Jack'e sıradışı bir tavsiye verir. Eğer Jack bir escort kızla buluşursa, eve döndüğünde karısını daha çok arzulayacaktır. Sonuçta escortla birlikte olamayan kız Emma'ya daha tutkuyla dönecektir. 



Abisinin bu enteresan fikrini hemen uygulamaya koyan Jack, üniversitede psikoloji okuyan ve okul masraflarını karşılamak için escortluk yapan Izzy ile buluşur. Aralarında herhangi bir yakınlaşma olmaması gereken Jack ve Izzy ilk sohbetlerinin ardından birbirlerinden çok hoşlanırlar. Öpüşmeye başlarlar, ancak Jack aklına Emma gelince durur ve eve gidip Izzy macerasını Emma'ya anlatır. İlk başlarda kocasının bir escortla buluşmasını hazmedemez Emma. Ancak bir süre sonra Jack'i cezbeden bu kadını merak etmeye başlar. Merakına yenik düşen Emma bu kez Izzy ile bir buluşma ayarlar. Ve ne tesadüftür ki, Izzy ile Emma arasında ateşli bir öpüşme yaşanır. Emma da, Izzy'den epey etkilenmiştir. Izzy ise hem Emma'dan, hem de Jack'ten çok hoşlanmıştır. 



Jack ve Emma, hala birbirlerine çok aşık olsalar da Izzy'de bir türlü akıllarından çıkaramazlar. İlk başlarda bu dürtüyle baş etmeye çalışsalar da Izzy'i ikisi birlikte çağırmadan edemezler. Izzy'nin, Trakarsky'lerin evine gelmesiyle üçünün ilişkisi başlar. Üçü de birbirine aşıktır ve birlikte olmanın bir yolu var mı diye aramaya başlar. Ancak Jack ve Emma'nın yaşadığı banliyö, ailelerin yer aldığı ve bu tarz bir ilişkiyi pek de sıcak karşılamayacak komşularla doludur. Keza bu ilişkiyi yürütmeye karar verdiklerinde; ilk Jack'e escort fikrini veren abisiyle birlikte en yakın arkadaşları Dave ve Carmen de karşı çıkarlar. 



Halihazırda dizinin yayınlanmış 3 sezonu bulunuyor. 4. ve 5. sezon onayını da almış olan dizinin 5. sezonunun ardından final yapması bekleniyor. İlk yazılarda spoiler vermemek adına dizilere şöyle bir bakıp çıkıyoruz, daha sonra detaya giriyoruz malum. Değişik konusuyla eğlenceli bir ilişki komedisi You Me Her. Biz epey sevdik ve bir hafta sonunda tüm bölümlerini tükettik.




10.16.2018

İlk Bakışta: The Haunting of Hill House



The Haunting of Hill House sonunda başladı! Shirley Jackson’ın aynı isimli romanı, korku türü arasında kült kitaplar arasında ilk sıralarda yerini alır. Keza 1963 yapımı The Haunting, kitabın başarısını beyaz perdede de devam ettirmişti. Netflix, bu kült hikayeyi diziye aktaracağını duyurduğunda hepimiz biraz heyecanlandık. Ancak künyesinde bu kadar başarı barındıran bir hikayenin dizisinin nasıl olacağı büyük merak konusuydu. 12 Ekim'de başlayan dizi ilk bakışta nasılmış, hadi hep birlikte bakalım.

5 çocuklu Crain ailesi, geçici olarak bir eve taşınırlar. Olivia ve Hugh Crain'in amacı satın aldıkları bu büyük evi büyük bir tadilattan geçirip, daha sonra satmaktır. Bu büyük evde yolunda gitmeyen bir şeyler vardır ve evin küçük ikizlerinden Nell ilk bu garipliğin farkına varır. Ancak anne ve babasını evde gördüğü uzun boyunlu kadına bir türlü ikna edemez. Nell ile başlayan evdeki ürkütücü olaylar bir şekilde diğer çocukların da başına geliyor ve ebeveynleri tüm bunları mantık çerçevesinde açıklamaya çalışırlar çocuklara. Ancak bir gece evin babası Hugh çocukları arabaya toplayıp, karısı Olivia'yı da arkasında bırakıp kaçıyor. 



Aradan uzun yıllar geçiyor ve çocuklar büyüyor. Her biri kendi hayatlarını düzenlerini kuruyorlar. Ancak bir gün yine her şey Nell ile başlıyor. Uzun boyunlu kadının geri döndüğünü söylemek için Nell herkesi tek tek arasa da kimseye ulaşamıyor. Yalnız ve çaresiz olan Nell uzun boyunlu kadınla yüzleşmek için tepedeki eve geri dönüyor. 

Dizi merkezine birden fazla zaman dilimini alıyor. Bir yandan çok geçmişe dönüyoruz ve Crain ailesinin tepedeki evde olan günlerine tanık oluyoruz. Diğer yandan günümüzde Crain ailesinin yaşamını takip etmeye başlıyoruz. Bir de tepedeki evden sonra günümüze kadar olan zaman dilimini parça parça kesitler halinde izliyoruz. İlk bölümle birlikte her bölümde Crain ailesinin bir çocuğunun hikayesini dinliyoruz. Kült bir korku hikayesi olarak bildiğimiz The Haunting of Hill House dizi haliyle sizi kanlı bir şekilde korkutmak yerine gerim gerim geriyor. Malumunuz gerilim tür olarak vezir de eder, rezil de eder. The Haunting of Hill House'un gerilim konusunda epey başarılı olduğunu ilk bölüm sonunda kalakalmanızdan anlayabilirsiniz. Dizinin çok iyi başardığı bir diğer şey de bu gerilim hikayesinin içerisinde, dram ağırlıklı çok başarılı bir aile hikayesi sığdırması. 



Daha ilk bölümden dizinin tüm karakterlerini daha yakından ve derin tanıyacağınızı hissediyorsunuz. Evin hikayesini öğrenmek için tüm bölümleri arka arkaya izlemek istiyorsunuz. Bu yazıda, diziyle ilgili tüm kurtlarımı dökmeyeceğim elbette. Böyle güzel bir dizinin hakkı bölüm bölüm incelemek. Siz de hemen The Haunting of Hill House izlemeye başlayın! 2. bölümde görüşürüz.

10.10.2018

İlk Bakışta: Elite



Netflix'in aylardır en güvendiği dizilerden biri Elite sonunda 5 Ekim'de başladı! Peki Elite nasıl bir dizi? Elite'i tek bir cümleyle özetlememiz gerekirse; bu dizide birazcık Gossip Girl, birazcık da Big Little Lies var. Bu diziye bir gençlik draması da denemez, bir cinayet gerilimi de diyemeyiz.

İspanya'nın en zengin, en elit okullarından birindeyiz. Açılışı okula burslu olarak gelmiş Samuel'in kanlı bir üniformayla şokta haliyle yapıyoruz.  Daha ne olduğunu anlamadan hooop zamanda geçmişe gidiyoruz. Bu elit okula yeni başlayan üç burslu öğrenci Christian, Nadia ve Samuel'in okulda henüz ilk günleri. Pek iyi başladığı ve devam ettiği söylenemez. Sonra birden yine geçmişe dönüyoruz ve polis Samuel'in ifadesini alıyor. Bir ileri, bir geri gidiş sahneleri ve gizemli bir ölüm Big Little Lies tarafı oluyor. Cinayet öncesine gittiğimiz kısımların zengin ve havai gençlerle, burslu öğrencilerin arasında geçen kısmı da adet bir Gossip Girl.



Sonu ölümle biten o korkunç geceden dört ay öncesinden anlatmaya başlıyor dizi bize hikayeyi. İlk bölümün sonunda kimin öldüğünü öğrensek de, ölen kişiyi gördükten sonra nasıl oldu da her şey bu hale geldi dört ayda merak ediyor insan. Dizi kendini izletme, merak ettirme olayını buradan yakalıyor. Samueli Christian ve Nadia'nın dört ay öncesinde çift dilli elit okulumuz Las Encinas'a yolu bir inşaat şirketinin hatası yüzünden San Sebastian'daki okullarının çatısının çökmesiyle düşüyor. Samuel ve Nadia, zengin ve şımarık çocuklarla dolu okulda sessiz sakin göze batmadan günlerini tamamlamak istiyor. Ancak Christian buralara kadar gelmişken buradan sosyal bir sınıf elde etme peşinde. İlk günün sonunda işlerin üçü için de istedikleri gibi gitmeyeceğini anlıyoruz. Samuel, her ne kadar istemese de göze batıyor ve hemen okulun alfa erkeklerinden biri ona kafayı takıyor. Nadia ise başarılı bir öğrenci olmak istediği için hoş karşılanmıyor ve müslüman olması, türban takmasıyla ilgili zorbalığa uğruyor. İlk günden bir daha türban takarak okula gelirse atılacağına dair tehdit alıyor yönetimden. Christian ise zengin çocukların arasına karışma hevesliliği ile tüm tepkileri üzerine çekiyor. 



İlk sezonu 8 bölümden oluşuyor Elite'in. İlk bölümün sonunda ölen kişiyi gösteriyorlar. Ancak nasıl ve neden öldüğü sorusunun cevabını her bölüm bize biraz biraz vermek niyetindeler. Dizi ilk başta bir gençlik dizisi, entrikalar gibi görünse de; toplumsal sınıf, islamafobi, uyuşturucu, HIV gibi birçok konuda anlatacakları var dizinin. İlk bakışta yazılarını özellikle ilk bölümden sonra yazıyorum ki, ilk bölümün ardından dizinin hissettiklerini tam olarak yazabileyim. Elite'in ilk bölümünün ardından diziyle ilgili çok kararsız kaldım açıkçası. Bayılmadım, nefret de etmedim. Birkaç bölüm daha şans vereceğim ondan sonra Elite hakkında nihai kararımı vereceğim. Bakalım sonuç ne olacak?

10.02.2018

İlk Bakışta: You



Bugün Ne İzliyoruz için Ekim ayı bol bol yeni dizi ayı olacak. Yaz sezonundan itibaren izleyip izleyip yazmadığım daha doğrusu yazamadığım, Ekim ayında yeni başlayıp gözden kaçmaması gereken dizileri burada hep birlikte tanıyacağız. İlk dizimizde, Gossip Girl'den beri ortalarda pek de görmediğimiz Penn Badgley'ın dizisi You!

Joe bir kitapçıda çalışan, yalnız yaşayan, pek de arkadaşı olmayan ve arkadaş canlısı olmak nedir pek de bilmeyen bir adamdır. Bir gün kitapçıya alışveriş için gelen Beck onun hayatını kökten değiştirecektir. Dışarıdan bakıldığında mütevazi, sakin, güvenilir bir tip olan Joe, Beck'e ilk görüşte aşık olduktan sonra karanlık yüzüyle bizi hemencecik tanıştırıyor. Kısa bir internet sorgulamasından sonra Beck'in  yaşadığı eve kadar öğrenip, onun her anını takip eden bir stalkera dönüşüyor. Her hareketini, her anını izleyip kendisini O'na yeniden hatırlatmak için uygun fırsatı bekliyor.




Joe, bir gölge gibi Beck'i takip ederken Beck'in hiçbir şeyden haberi yok elbette. Zaten kendi hayatının karmaşasıyla da epey meşgul. Edebiyat yüksek lisansını bitirmeye uğraşan Beck; bir yandan yarı zamanlı işine, bir yandan da zengin arkadaşlarının hareketli hayatına yetişmeye çalışıyor. Erkekler konusunda yanlış kararları ve ne yapacağını bilmediği hayatıyla ilgili Beck'in kafası epey karışık. 

Joe adım adım Beck'i takip ederken bu durumun nereye varacağını merak edip durduk. Sadece masumane bir takip mi olacaktı, yoksa Joe'nun karanlık yüzü sandığımızdan daha mı karanlıktı? Bölüm sonunda Beck'e pislikmiş gibi davranan Benji'yi tuzağa düşürüp kitap mahzeninde kafasına indirdiği balyozla birlikte bizim de kafamıza bir balyoz inmiş gibi oldu. 




Açıkçası Gossip Girl'den sonra dizilerden uzak kalan Penn Badgley'in Joe karakteri için uygun olup olmadığı konusunda kararsızdım. Caroline Kepnes aynı isimli kitabından uyarlanan dizinin kitaptaki gerilimi yakalayıp, yakalayamayacağı da büyük merak konusuydu. Sonuçta Penn Badgley'i Gossip Girl'ün terbiyeli çocuğu Dan Humphrey olarak tanımıştık ve farklı karakterlerle alakalı elimizde yeterince bir veri yoktu. Sonuçta hikaye Dextervari bir hikayeydi. Bu da daha renkli, daha dengeli, daha sayko bir oyunculuk istiyordu. 




İlk bölümün sonunda gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, bu dizi tam olmuş! Joe iyi bir adam ama karanlık tarafları da var. Aşık olduğunda saplantılı bir hale dönüşüyor ve bu uğurda cinayet bile işleyebildiğini görebiliyoruz. Bir yanda soğuk kanlı katil Joe, diğer yanda komşunun oğluna kendi yemeğini verip kendi fıstık ezmesine mecbur kalacak kadar da iyi kalpli. Joe'nun iyi taraflarını da sık sık gördüğümüzden olsa gerek, ona "sosyopat" demeye yüreği el vermiyor insanın. Ancak Beck için Joe'nun ne kadar karanlığa batacağını bize gelecek bölümler gösterecek. 

You ile ilgili diğer yazılarımızı da okudunuz mu?
 You'nun 2. Sezonu Netflix'te!
You 1. Sezon 2. Bölüm İncelemesi 

9.30.2018

How to Get Away With Murder: Mahoney Davası



Eylül ayı tamamlanmak üzere ancak ben bu ay buralarla fazla ilgilenemediğim için Eylül ayının dizisi How to Get Away With Murder'in incelemelerini de tamamlayamadım doğal olarak. Eylül'ün bitimine son bir gün kala henüz geç kalmış sayılmam dedim ve tüm yazıları ardı ardına yetiştirmek için çalışmaya başladım.

2. sezondan bahsederken ilk etapta, 2. sezonun ana davası Hapstall Davası'nı incelemiştik. Ancak 2. sezonda hem olduğu sezonu, hem de sonraki sezonları etkileyen bir dava daha vardı. Bu dava sayesinde hem Annalise'in Wes'e neden bu kadar düşkün olduğunu öğrendik, hem Annalise ve Sam'in geçmişi hakkında daha fazla şey öğrendik, hem de Frank'in Sam için neden cinayet işlediğini de öğrenmiş olduk.




Her şey Hapstall'ların evindeki o karanlık gecede vurulan Annalise'in bu olaydan iki hafta sonra, ilaçların da etkisiyle gördüğü halüsinasyonlarla başladı. Tüm olanlardan sonra yanında kimseyi istemeyen Annalise, evinde yarı ayık yarı uyuşuk bir halde uyurken sürekli ağlayan bir bebek sesi duyuyordu. Bu durum daha sonra ilerledi ve kapısına bir bebek bırakıp giden bir kadın görmeye başladı. Durum ilerledikçe çocuğunu bırakıp giden kadının Wes'in annesi olduğunu öğrendik ve birden Wes'in 10 yaşındaki haliyle tanıştık.

O da ne? Annalise hamile! Tarihinin bir noktasın Annalise, Sam ile çok mutlu. Heyecanla doğacak çocuğunu bekleyen bir anne. Hala işkolik. Çok zengin Mahoney ailesinin oğlu sevgilisini öldürmekle suçlanınca, doktorunu ikna edip dava için başka şehire gidiyor. Annalise'in mutlu olduğu o günlerde, Wes'in annesi Rose ve Annalise bir parkta tesadüfen! karşılaşıyorlar. Annalise'in tesadüfenmiş gibi gösterdiği bu tanışmanın altında ise çok daha büyük bir sebep var. Nişanlısını öldürmekle suçlanan Rose'un patronlarından oğul Mahoney'e bir şahit yaratmak. Hamile olmasını kullanarak, Rose'un annelik içgüdülerinden bam teline basarak şahitliğe ikna etmeye çalıştı. 




Ancak bir süre sonra Rose ve Mahoney ailesinin arasındaki hikayenin göründüğünden daha çetrefilli olduğunu da öğrenmiş olduk. Wes Rose ve Mahoney erkeklerinden birinin gayrimeşru oğlu çıktı! Rose'u yalan ifadeye ikna etmek için her türlü tehdide başvurmasının ardından, oğlunu korumak isteyen Rose boğazına bıçak sokarak intihar ediyor. İşin en trajik kısmı, annesinin o halde bulan minik Wes bıçağı çekiyor. Bu da polis rapolarına annesini öldürmüş olabileceği şeklinde yansımış. Mahoney ailesiyle Rose'un arasındaki tüm bağlantılardan habersiz olan Annalise, Rose'u ifade vermeye zorladığı için Wes'in annesiz kalmasından kendini sorumlu görüyor. Annalise'in, Wes'e karşı zaafını öğrenmiş olduk.

Annalise'e sonsuz derecede sadık olan Frank'in, O'na ihanet ederek nasıl da Sam'in isteği üzerine Lila'yı öldürdüğünü sorduk durduk kendimize. Bunun altından mutlaka bizim bilmediğimiz bir hikaye çıkacaktı elbette. Geçmişe dönüp Mahoney Davası ve sonrasında olanları öğrendiğimizde durum bizim için biraz daha aydınlanmıştı. Wes'in gayrimeşru bir çocuk olduğunu ve babasının da bir Mahoney olduğunu öğrenen Annalise'i susturmak isteyen Mahoney ailesi Frank'e yüklü bir parayla ajanlık yaptırmışlar. Frank bu işin sadece küçük bir ajanlık olduğunu düşünse de, işin sonunda Annalise bebeğini kaybetmiş. Bebeklerinin ölümünden dolaylı da olsa Frank'in sorumluluğunu bilen Sam, onu Lila'yı öldürmesi için zorla da olsa ikna etmiş.




2. sezonun finalinde Wes, baba Mahoney ile yüzleşmeye gitti. Ancak işler iyice sarpa sardı ve Frank karanlık tarafa geçişini Mahoney'i öldürerek geçmiş oldu. Sonraki sezonlarda Wes'in babasıyla ilgili öğrendiğimiz gerçek ise Wes'in babasının oğul Mahoney olduğuydu.

Ayın dizisi How to Get Away With Murder ile ilgili diğer yazılarımızı okudunuz mu?

Ayın Dizisi: How to Get Away With Murder Nasıl Bir Dizi?


How to Get Away With Murder: Hapstall Davası

9.13.2018

Sahi Boşanıyor muyuz?: Divorce


 

Yıllardır evlisiniz. Peki hiç evliliğinizin nasıl gittiğini, hayatınızdan memnun olup olmadığınızı sorguladınız mı? Kocanızı hala seviyor musunuz, o sizi seviyor mu, yıllardır hala sevişmekten keyif alıyor musunuz, kocanız ölse ne kadar üzülürsünüz? Frances tüm bunları sorguluyor ve sonucunda boşanmaya karar veriyor. Ancak işler öyle pek de umduğu gibi gitmiyor. Uzun süreli bir evlilikten öyle kolayca vazgeçilmiyor. Her ne kadar kocasını uzun zamandır aldatıyor olsa da; hem boşanacağını duyan sevgilisinin bu habere tepkisi, hem kocasının boşanmamak için çabası fikrini değiştirme aşamasına getiriyor. Ancak tam bu noktada işler biraz tersine dönüyor. Koca aldatıldığını öğreniyor, Frances'i kapıya koyuyor ve çocukları almak için savaşmak istiyor.



Yıllardır, Sex and The City'deki Carrie rolüyle bütünleşen Sarah Jessica Parker'ın televizyonda Carrie'den sonra ilk farklı rolü Frances. Benim gibi Sex and The City izlemeyen ender insanlardansanız Frances'i çabuk kabulleniyorsunuz. Ancak Carrie severler Sarah Jessica Parker'ın sıradan bir New York'lu olmasını biraz zor kabul edecek gibi duruyor.




Özellikle Carrie severler biraz Frances karakterini yadırgadığı için Divorce'u sevmeyenleri daha çok gördüm okuduğum yorumlarda. Üstelik Frances ve Robert'ın öyle aşk dolu bir ilişkileri olmadığı için boşanmaları çok garipsenecek bir durum gibi görünmüyor. Bence ikisi de zaten öyle çok duygusal tipler hiçbir zaman olmamış gibiler. Bu yüzden tutkudan uzak bir evlilik kişiliklerinin sonucu. Robert'ın boşanmaya verdiği tepkilerden de bunu anlıyoruz. Hatta en başta Robert'ın kendi yöntemleriyle boşanmaya direndiğini bile görüyoruz.



Özetle dizinin o soğuk havasını sevdim asıl ben. Hali hazırda olan 2 sezonu bir solukta izleyiverdim. Siz de bir şans verin derim.

9.10.2018

How to Get Away With Murder: Hapstall Davası




"Kusursuz cinayet yoktur."


Yıllardır polisiye ve hukuk dramalarının bize aşıladığı bir öğretiydi. Ardından bir dizi çıkageldi ve kendinden önceki tüm dizilere meydan okumaya başladı. Bize cinayetten nasıl paçayı kurtaracağımızı öğretmeye koyuldu. How to Get Away With Murder 2014 yılında hayatımıza girdi ve başladığı günden beri tüm benzeri dizilerin bugüne kadar anlatmaya çalıştığı tüm ezberi bozmaya başladı. Dizi dünyasında twist dediğimiz ters köşe olayını son yıllarda en çok bu dizi yaptı ve yapmaya devam ediyor.




Birinci sezonunda Lila'yı kimin öldürdüğünün peşine düştük. Tam Lila'yı kimin öldürdüğünü öğrendik derken bir başka ölüm yapıştı yakamıza ve Rebecca'nın ölümüyle baş başa kaldık. Ancak Rebecca'nın ölümünün ardındaki ismi öğrenmemiz pek uzun sürmedi. Şaşırmıştık. Bu kadar çabuk mu öğrenecektik katili. Bu işte bir terslik vardı derken How to Get Away With Murder yine yaptı yapacağını ve Rebecca'nın ölümünden daha fazla merak edeceğimiz ölümler çıkardı karşımıza. İşin aslına bakılırsa Rebecca kör keseye gitmişti. Çünkü konuşmasından korkan Bonnie, Rebecca'yı oracıkta boğarak öldürmüştü. 2. sezon başka bir cinayet davamız vardı. 2. sezonunun odağında olan dava Hapstall Davası'ydı. Diğer tüm sıradan davalar gibi başlayan Hapstall Davası'nın yine ellerini kana bulayacağından habersizdi kahramanlarımız.

Tabii biz bir sondan, bir baştan hikayeyi dinleyen taraf olarak Hapstall Davası'nın acayipliğini anlamıştık. Ancak yine de ters bir şeyler vardı. Annalise vurulmuştu ve diğerleri elinde bir silahla olay yerinden kaçıyordu. Üstelik olay yerinden kaçmalarına da Nate yardım ediyordu. Nasıl olabilirdi?




Peki neydi bu Hapstall Davası?

Caleb ve Catherine Hapstall, zengin ebeveynleri tarafından evlatlık alınmış iki gençtir. Hayatlarında her şey tam olması gibiyken, ebeveynleri acımasızca öldürülür. Üstelik cinayetin baş şüphelileri de Caleb ve Catherine'dir. Üvey halaları Helena Hapstall kardeşlerin cinayeti işlediği konusunda epey ısrarcıdır ve ısrarla tanıklığına devam etmektedir.  Onların ebeveynlerini öldürmediğini ispatlamak ise Annalise Keating ve ekibinin yeni görevidir.

Annalise sadece Hapstall Davası'na odaklanacak kadar şanslı değildi elbet. Bir yandan Sam cinayeti yüzünden yaşadıkları korkuyla çocuk gibi mızmızlanan Wes, Laurel, Connor ve Micheale. Bir yanda Rebecca'ya ne oldu diye ortalıkta ağlamaklı dolanan Wes. Bir yandan da Wes, Laurel, Connor ve Micheale'yi kurtarmak için Sam cinayetinde kurban olan Nate'i hapisten kurtarması gerekmektedir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi; kendisine kafayı takmış onu linç etmek, kariyerini bitirmek için uğraşan Savcı Emily Sinclair'i alt etmesi gerekiyordu.




Wes, Laurel, Micheale ve Connor ile kendi baş edebilirdi ancak Nate'i kurtarma işi Annalise'i aşıyordu. Nate'i kurtarma işini kendi yapamayacağı için, belki de hayatta en çok güvendiği insandan Eve'den yardım istedi. Nate meselesini ona devrettiğine göre, o cephede artık biraz içi biraz rahat edebilirdi. Ancak diğer cephelerde savaş öyle çabucak bitecek gibi durmuyordu.


"İstatiksel olarak eğer öldürülecekseniz, katiliniz tanıdığınız biri olacaktır."


Zamanda bir ileri, bir geri giderek hem Annalise'in vurulduğu o gecenin detaylarını öğrendik. Hem de Hapstall Davası'nın katilini. Bunları söylemek için sizi yazının sonuna kadar bekletmeyeceğim. Çünkü 2. sezona farklı bir açıdan bakacağız. Yine yanlış zamanda yanlış yerde olmayı başaran Wes, Laurel, Micheale ve Connor'ı kurtarmak Annalise'in niyeti. Tabii en çok da Wes'i kurtarmak derdi. İşte sırf bu yüzden Wes'in kendisini vurmasını sağlamaya çalışıyor. İlk başlarda buna yanaşmayan Wes'i Rebecca'nın ölümüyle kışkırtıyor. Bu da Wes'in ölümcül olmayan değil de ölümcül bir noktaya ateş etmesine sebep oluyor. Annalise'in Wes'e neden bu kadar ilgisi olduğunu bir sonraki yazımız Mahoney davasında öğrenecek henüz dizinin 2. sezonunu izlemeyenler. 




Gelelim Hapstall Davası'nın katiline! Hapstall Davası'nın katili sezonun başından sonuna kadar masumunu oynayan Caleb Hapstall imiş. Meğer o yakışıklı yüzünün arkasında ne sinsilikler, ne şeytanlıklar varmış. Üstelik melek yüzlü şeytan Caleb'ın tek derdi para para paraymış! Catherine ve sonradan ortaya çıkan Helena Hapstall'ın oğlu Phillip'in mirastaki paylarına göz dikmiş ve elini kana bulamış. Bunlarla yetinmemiş, üstüne bu ikiliyi katilmiş gibi göstermek için elinden geleni de yapmış. En son eli böğründe kalan ve üç cinayet kaçağı olan da kendisi oldu. Hatta bu yüke dayanamayıp intihar etti.

Hapstall Davası, Annalise ve ekibinin hayatlarını yeniden geri dönülmez bir şekilde değiştirdi. Nasıl mı? Bakalım Hapstall Davası bizimkilere neler etmiş? 




İlk sezon karşımızda duyguları olmayan, kazanabilmek için karşısına çıkan herkesi ezebilecek bir Annalise vardı. Daha güçlü, daha android, neredeyse duygularını hiç göstermeyen bir Annalise ile tanışmıştık ilk sezon. 2. sezonda tanıştığımız Annalise ise zaafları olan, daha erişilebilir bir insandı. Annalise'in diğer insanlar kadar zayıflıkları olduğunu öğrendiğimiz 2. sezonda, O'nun ailesiyle de tanışma fırsatını yakaladık. Şimdi olduğu Annalise'in nasıl bu hale geldiğini ve yaşadığı acıları da öğrenmiş olduk. Bu arada bugünlere gelebilmek için harcadığı insanlara da tanık olduk. Harcadığı insanlara yenilerini de eklemeyi ihmal etmedi. 2. sezonda hayatlarını en çok etkileyen Asher'ın babasını Annalise'in gözünü kırpmadan harcaması oldu. Adamın tüm yolsuzluklarını ortaya döktü ve adam bunu kaldıramayıp intihar etti. Bu da Asher'ın diğerleriyle aynı kefeye gelmesinin yolunu açtı.




Bu sezonun büyümesi gerekeni, daha fazla yük taşıması gerekeni Asher'dı. Yıllardır omzunda yük olarak sakladığı sırrı, yükünü biraz daha artırarak beraber çalıştığı insanlara ihanet etmesine neden oldu. Bu da yetmedi babasının intiharına  ve kendinin katil olmasına sebep oldu. Neydi bu yük? Yıllar önce verdiği bir partide, bir kıza tecavüz edilmişti ve babası bu olayı örtbas etmişti. Annalise Keating'i bitirmek için şeytanla her türlü anlaşmayı yapmaya hazır Emily Sinclair bu sırrı öğrenince boş durmadı elbette. Asher'a karşı bunu kullanıp, en yakınındakilere köstebeklik yaptırdı. Sırrının ortaya çıkmasını istemeyen Asher köstebeklik fikrinden pek hoşlanmasa da el mahkum yaptı. Tüm bu yaşadığı baskılar istese de, istemese de Asher'ın olgunlaşmasına sebep oldu bana göre. Bir yandan Sam'i Bonnie'nin öldürdüğünü sanmasının sorumluluğu altında ezilmesi, diğer yanda babasının kariyeri. İki arada kalan Asher babasına karşı ekibini seçti ve ihanet etmedi. Bu seçimi de babasının intiharına, Sinclair'ın ölümüne sebep olacak olaylar zincirinin başlamasına sebep oldu. Tüm bunların sonunda ekibin cinayete karışmamış tek üyesi Asher'ın da eli kana bulaştı. Babasının intiharının dolaylı sorumlusu Savcı Sinclair babasının ölümünün şokundayken Asher'ın üzerine gitti. Babasının ölümünün hırsıyla Savcı'yı bir güzel arabasıyla ezerek öldürdü. Sezonun sonuna doğru Michaela ile olan yakınlaşması ise onu başka bir karaktere evirecek gibi duruyor.




Hapstall Davası'ndan en çok etkilenen ise Michaela oldu. Yanlış adamı kilitli bir odaya kapatsanız da bulacak yetenekte olan Micheale gitti Caleb'a aşık oldu. Zengin kocayı kaybetmenin acısını daha atlatamamışken, üzerine bir de Caleb katil çıktı. Ancak Michaela için bu sezon başka bir hayal kırıklığı Annalise oldu. Yıllarca idolü saydığı, onun gibi olmak istediği kadının tüm şeytani özellikleri ile yüzleşmek zorunda kaldı. Bu biraz da onun hayatında yönünü kaybetmesine, amaçsızlaşmasına neden oldu. Bu yüzden 2. sezonda bir orada, bir burada savruldu durdu. En son konduğu kişi ise Asher oldu.




Wes hakkında çok fazla şey öğrendik bu sezon. Ancak Wes'in Rebecca'yı kaybetmeyi atlatamadığını da gördük. Michaela ile sezonun en fazla yönünü kaybetmişiydi Wes. Üstelik tüm hayatı boyunca kime öfkesi varsa, hepsini Annalise'e yüklemişti. O yüzden hunharca Annalise'in peşine düştü. Onun Rebecca'yı öldürdüğüne o kadar emindi ki, Annalise'e kendi kadar öfkeli olan tek insan olan Nate ile işbirliği yaptı. Bu da yetmedi Annalise'i polisleri ikna etmek için vurması gerekirken, tüm öfkesini o silahın arkasına gizledi. Annalise onun yüzünden az kalsın ölüyordu. Ancak en nihayetinde o da anladı Annalise'in kendisini ne kadar çok sevdiğini.

Nate demişken, Nate için zor zamanlar oldu bu sezon. Önce suçsuz yere hapse girdi, ardından karısı öldü. O da Wes gibi tüm öfkesini Annalise'e odakladı. Ancak bir süre sonra Annalise'in de kendi gibi yaralı bir kuş olduğunu gördü belki ya da Annalise'e olan aşkını kabul edip savaşmayı bıraktı. Ben ikinci ihtimale inanıyorum. Çünkü Annalise vurulduktan sonra Nate'in tavırlarında ciddi değişiklikler gördük.




Connor'ın mızmızlanmalarını izledik durduk tüm sezon boyunca. İlk sezon izlediğimiz Connor'dan eser yoktu. Sam cinayetinin yükü altında en çok ezilen Connor oldu. Sürekli kaçıp gitmek istedi ama başaramadı. Oliver ile ilişkilerinde kat ettikleri mesafe de, Connor'ı kötü etkiliyordu aslında. Çünkü Oliver ile ilişkilerinde yakınlaştıkça ona cinayet gecesinden bahsetmemesi zorlaşıyordu. Üstelik Oliver'ın da ekibe katılmak için her şeyi yapması da Connor'ı endişelendiriyordu. Onu korumak istiyordu ancak bu durum Oliver ile ilişkilerini kötü etkiliyordu.

Laurel ise bu sezon Annalise'in yeni gözdesi olmaya devam etti. Frank'e gittikçe aşık olan Laurel için Frank'in yaptıklarını öğrenmek aşkı için büyük sınavdı. Laurel için başka değişen durum ise Wes'e karşı olan korumacı tavrı ve ona destek olmak için yaptığı fedakarlıklardı.

Frank demişken, Frank'in birden dizinin tamamen kötü adamı olmasını hala anlayamadım. Tamam Frank sütten çıkma ak kaşık değildi. Dizide masum kimse yok zaten. Ancak tüm olayların arkasından Frank çıkması bana biraz aşırı geldi. Frank'ten yeni sezonda bir "Dark Side" bekliyoruz. Annalise Frank'in Lila'nın katili olduğunu Laurel'den sarhoşken öğrendiğinde büyük şok  yaşadı. Frank zaten tüm kirli işlerini yapmıyor muydu? Neden bu kadar şaşırdı anlam veremedim.




İlk sezona kıyasla daha fazla Bonnie vardı bu sezon. Bonnie'nin hikayesini, babasının tacizlerini öğrendik. Bu konuda hassasiyeti yüzünden Asher konusunda yaşadığı hayal kırıklığını gördük. Ancak Bonnie  bu sezon Annalise'in yüzüne gerçekleri söyleyen tek insandı. Biz zehirliyiz diyen bir tek Bonnie'ydi.

Hapstall Davası ile birlikte Annalise ve ekibi biraz daha dibe çökmeye, biraz daha hayatlarını sorgulamaya, biraz daha birbirlerini sahiplenip korumaya başladı. 2. sezonda izleyeceğimiz ve bizi bir gerçekle buluşturacak bir dava daha vardı. 2. sezonunun diğer yazısı Mahoney Davası olacak.

Kapanışı da How to Get Away With Murder beyleriyle yapıyoruz.







Ayın dizisi How to Get Away With Murder ile ilgili diğer yazılarımızı okudunuz mu?

Ayın Dizisi: How to Get Away With Murder Nasıl Bir Dizi?
How to Get Away With Murder: Lila'yı Kim Öldürdü?


 
Designed By OddThemes & Distributd By Blogger Templates